Do All American Diplomats Have the Same Quality?

<--

Bütün Amerikan diplomatları aynı kalitede midir?

Ulusal, mesleki ve ideolojik dayanışmalar bireysel farklılıkları unutturur.

Buna bir örnek ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Philip’in “Diplomatlarımız ülkelerde yaşanan gelişmelerle ilgili samimi ve dürüst değerlendirmelerini sunarlar; bu faydalı ve önemlidir” içerikli son açıklamasından verilebilir.

Crowley bu açıklamayı New York’ta Yabancı Basın Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında yapmış.

Bir gazeteci sözcüye şu soruyu yöneltmiş:

– Başbakan Recep Tayyip Erdoğan belgelerdeki asılsız suçlamalar nedeniyle Amerikalı diplomatlara karşı yargı yoluna başvuracağını açıkladı ve diplomatları dedikodu diplomasisi yürütmekle eleştirdi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Crowley bu soruyu cevaplayan açıklamasına şöyle devam etmiş: “- Diplomatlarımız kendi bakış açılarını ve değerlendirmelerini sunarlar ve bu değerlendirmeler, belirli bir zamanda neler gördükleri ve neler hissettikleriyle alakalı olabilir. Olaylar geliştikçe onların bu yargıları da gelişir. Yazışmalarda sıkça gördükleriniz, sadece bir fotoğraf karesi. Bazı durumlarda bu, bir diplomatın hissettiklerine değil, ona bir başkası tarafından neler söylendiğine dayanabilir. Diplomasinin doğası budur.

Diplomatlarımızdan istediğimiz, Washington’daki politika yapıcılara kendi en iyi değerlendirme ve yargılarını sunmalarıdır.”

Hepsi aynı mı?

ABD Dışişleri Sözcüsü’nün bakanlık mensuplarını savunması ilk bakışta doğaldır.

Mesleki dayanışma devreye girdiğinde bütün diplomatların, bütün subayların, bütün doktorların ve tüm meslek sahiplerinin aynı kalitede ve nitelikte oldukları varsayılır.

Sazan balığı gibi her dedikoduyu yutan ve bunu merkeze gönderen ve ayrıca önyargılı diplomatla, doğruyu ve gerçeği dedikodudan ayıklayan diplomat arasında fark yoktur bu gibi açıklamalarda.

Bu tür dayanışmaların yansımalarını kendi toplumumuzda da sık sık görmüyor muyuz?

Örneğin Anayasa referandumunda

“Hayır” diyenlerin medyadaki sözcüleri, tüm hayırcıları aynı kaba koymadılar mı?

Veya “Ben Beyaz Türk’üm” diye ortaya çıkanlar beyazın bile farklı tonları olduğunu, saplantılı, küfürbaz ve müfteri beyazların da bulunduğunu bilmezler mi sanki?

Dış siyasete bakarken de çeşitli odakların “Zaten bu Amerikalılar” diye başlayan cümlelerin sonunda, hava durumundaki elverişsizlikleri bile Amerikalılara yıktıklarını duymaz mıyız?

Amerikalılar da çeşit çeşit

Oysa tarihçi Toynbee “Amerika kadar büyük bir ülkede her şeyin 50 farklı çeşidini bulabilirsiniz” demişti.

Nitekim “Wikileaks Belgeleri” olarak bilinen yazışmalar da, her Amerikan diplomatının aynı kalitede olmadığını açığa çıkarmıştır.

Amerika gibi pragmatizmin beşiği olan bir ülkede, Amerikan Dışişleri’nin bu belgeleri yazan diplomatlar için sınav olarak değerlendirmemesi imkânsızdır.

Kapalı dosyalarda kalan bu belgelerin kamuoyu önüne çıkmaları, onların niteliğini değiştirmiştir. Çeşitli ülkeler ve yönetimler hakkında yazılan, önyargılı ve kötü niyetli, ayrıca hatalı belgelerin sahipleri, herhalde artık bu ülkelerde yeniden görevlendirilmezler.

Aslında normal bir sınav türü değildir bu. Olağanüstü bir sızıntı sonucunda belgeler de bunları yazanlar da teşhir edilmişlerdir.

Bu noktadan sonra hatalı olabilecek davranış, bunları yazanları savunmak kadar bunlara dayalı siyaset yapmak olabilir.

Bu savunmayı ABD Dışişleri sözcüsünün açıklamasında gördük.

Wikileaks’e dayalı siyaset yapımını da ne yazık ki CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun çıkışlarında görüyoruz.

Bakalım Wikileaks dayanaklı siyaset üretimi sonunda Kılıçdaroğlu dış politika konuşmalarında Putin’e falan da sözü getirecek midir?

About this publication