The American–Iranian Chess Game and the Turkish Knight

Published in Zaman
(Turkey) on 4 October 2010
by Ali H. Aslan (link to originallink to original)
Translated from by Omer Aslan. Edited by Amy Wong.
The U.S.–EU–Israel alliance against Iran reminds one of the Cold War period for some reasons. The “you’re-either-with-us-or-against-us” style of thinking still dominates Washington. And this mentality brings Turkey into the picture as well.

Ankara’s reluctance to take precautions and actions against Tehran creates an impression in Washington similar to the one a pro-communist block country generated during the Cold War. This is the reason, I believe, for the prevalence of a suspicious and even hostile atmosphere in the U.S. against Turkey these days. Turkey’s policy toward Iran troubles the U.S. far more than the recent nosedive in Turkish–Israeli relations and the “Islamist roots” of the AK Party.

Intelligence and propaganda were utilized to fight communism during the Cold War. In this vein, those who link the origins of Stuxnet, the new virus attacking Iran’s nuclear program, to the U.S. and/or Israel are on the right track. It is also useful to view from this perspective the recent publications in the West that attack Turkey. An example par excellence of such a sinister operation was carried out lately via Reuters. Reuters published some analyses and findings that claimed Turkey was helping Iran to soften the impact of U.N. sanctions on the latter. But I wonder where Reuters got those findings and how they reached those analyses. According to the reporter, they used “classified reports” and conducted “interviews with Western diplomats, government and intelligence officials.” Obviously, someone initiated an intelligence operation to amplify the extant pressure on Turkey. (I would also like to note that “Western diplomats” is often used in diplomatic journalism to disguise American news sources.)

Turkey’s “no” vote at the U.N. Security Council against sanctions on Iran and its declaration that although it will apply the U.N. sanctions as necessitated by the international law, it will not enforce unilateral American sanctions, seem to have rang the bell for some in Washington. A group of officials from the U.S. Treasury and the Pentagon visited Turkey last August and asked Turkey to distance itself from financial and banking practices that benefited Iran and asked the Turkish government to also suggest that the private sector do the same. Yet, their requests were not received very well. We curiously observed, not long after, the appearance of some intelligence reports and analyses that claimed Turkey was assisting Iran to sidestep the impact of sanctions.

The American Congress is performing its role in operations against Iran as well. Now that some Jewish groups have joined the already hostile Armenian and Greek lobbies, Turkey will be more vulnerable to being easily targeted in the American Congress. Democratic Sen. Chuck Schumer and Republican Sen. Jon Kyle, his party's No. 2 leader in the chamber, called on [Secretary of State Hillary] Clinton, for instance, to "promptly" enforce a U.S. law aimed at denying Iran access to world gasoline markets. Two U.S. senators have urged Clinton to punish Turkish and Chinese companies — including Turkish refiner Tüpraş — for reportedly providing Iran with refined petroleum products.

Receiving the message from Congress, the Obama administration announced the first foreign company to be penalized in the spirit of that law. The State Department placed the Naftiran Intertrade Company, a subsidiary of Iran's national oil company, on a financial blacklist, barring it from doing business with or in the United States or with U.S. institutions. American officials said that the administration was launching investigations into a number of other foreign firms that had not yet pledged to stop business in Iran, which could lead to sanctions. So Turkey or Tupras were not mentioned officially yet, which conforms to the American administration’s strategy of not confronting Turkey directly. This means that the U.S. will not resort to sticks in its relations with Turkey unless they would feel too forced to, but they will keep showing us the stick at the same time. In the meantime, the Pentagon explained that Tupras had informed them last August that they had terminated their gas contracts with Iran.

The official stance in Ankara is not to directly suggest anything to companies doing trade — or to private Turkish banks doing business — with Iran. They are leaving the decision to the private sector. The Americans, however, retain their Cold War mentality and have noted Ankara’s stance.

Washington is also troubled with Turkey’s importation of Iranian natural gas and the possibility that the volume of this transaction might continue to grow. Ankara’s resistance to the American plan to install part of the missile defense system in Turkey against possible Iranian threats to the West also fuels American concern. The Pentagon hopes that Turkey will flash the green light to its proposal before the NATO summit in November. In short, the tight circle drawn around Turkey due to issues related to Iran has been shrinking.

It would be misleading, though, to read the U.S. focus on Iran as the outcome of pressure from Israeli and some Jewish groups. For strategic- and prestige-related reasons, scoring victory in their struggle with Iran over the latter’s nuclear program is very important for the U.S. and the West in the global struggle for power. The U.S. wants to beat Iran on the chessboard, but the Turkish knight blocks its way to make its move. It wants to remove the knight, but the knight resists. Iran, an expert in chess, would take a step back as soon as it sees that there is no countermove left to make. Leaving everything aside, my concern is that the knight does not inflict any harm.



ABD'nin İran'la satrancı ve Türk atı

ABD-Avrupa-İsrail'in İran'a karşı kurduğu ittifak bazı açılardan Soğuk Savaş dönemini andırıyor. Washington'da ya bizimlesin ya da bize karşı halet-i ruhiyesi hakim. Bu durum, Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor.

Ankara'nın Tahran'a karşı tedbir ve eylemlerdeki isteksizliği, Washington'da adeta Soğuk Savaş'ta komünist cepheye destek veriliyormuş tesiri icra ediyor. Dışarıya fazla yansıtılmamaya çalışılsa da, ABD başkentinde şu sıralar Ankara'ya yönelik son derece kuşkucu, sitemkar, hatta hasmane havanın hakim olmasının temel sebebi bence bu. İsrail'le yaşananlar, Erdoğan hükümetinin 'İslamcı kökleri' gibi 'sorun'lar bile Ankara'nın İran politikasından duyulan rahatsızlığın gerisinde kalıyor.

Soğuk Savaş döneminde komünizmle mücadelede istihbarat ve propaganda operasyonlarına yoğun şekilde başvurulurdu. Bu bağlamda, İran'ın nükleer programını sekteye uğratan yeniyetme bilgisayar virüsü Stuxnet'in kaynağını ABD ve/veya İsrail olarak gösterenler bence doğru iz üstünde. Son zamanlarda Batı basınında örneklerine sıkça rastlamaya başladığımız Türkiye'yi hedef gösteren tarzdaki yayınlara da bir de bu açıdan bakmakta fayda var.

Türkiye'ye ilişkin en operatif yakın dönem haberlerinden birine Reuters imza attı. 20 Eylül tarihli özel haber, Türkiye'nin İran'a karşı ambargonun tesirini kırdığı yönündeki bazı bulgu ve analizleri ön plana çıkarıyordu. Peki Reuters, bu bulguları ve analizleri nereden almıştı? Muhabirin ifadesine göre, 'Gizlilik derecesi taşıyan raporlar' ile 'Batılı diplomatlar, hükümet ve istihbarat yetkilileriyle görüşmeler'den istifade edilmişti. Belli ki birileri Reuters üzerinden Türkiye'yi sıkıştırmayı hedefleyen bir istihbarat operasyonu yapmıştı. ('Batılı diplomatlar' ifadesinin, diplomasi basını camiasında genelde Amerikalı haber kaynaklarını deşifre etmemek için kullanıldığını da not etmek isterim.)

Türkiye'nin İran'a BM yaptırımlarına hayır demesi, uluslararası hukuk gereği ambargoya riayet edecek olsa da tek taraflı Amerikan yaptırımlarına katılmayacağını açıklaması, Washington'u harekete geçirdi. Ağustos ayında ABD Hazine ve Dışişleri Bakanlığı mensuplarından bir heyet Türkiye'yi ziyaret ederek Tahran'ın işine gelen çeşitli finans ve bankacılık uygulamalarından geri durulmasını, hükümetin özel sektöre bu yönde telkinde bulunmasını rica etti. Ancak taleplerine hükümetten pek karşılık bulamadı. Ardından Türkiye'nin İran'a yardım ve yataklık yaptığını öne süren bir kısım istihbarat raporları ve analizleri piyasaya çıkmaya başladı.

İran karşıtı operasyonlarda Amerikan Kongresi de üzerine düşen rolü oynuyor. Türkiye'ye hasım Ermeni ve Yunan destekli lobilere İsrail güdümlü bazı Yahudi gruplar da eklenince, Kongre'de kim vurduya gitme ihtimalimiz iyice arttı. Demokrat Senatör Chuck Schumer ile Cumhuriyetçi Senatör Jon Kyle, 28 Eylül'de Dışişleri Bakanı Hillary Cl0inton'a bir mektup yazdı. Temmuz ayında çıkan ve İran'a tek taraflı Amerikan yaptırımlarını içeren kanunun çerçevesine giren bazı uluslararası ticari hareketlere yönelik cezai müeyyidelere başlanması çağrısında bulundu. İran'a rafine edilmiş petrol ürünleri ticaretinden dolayı ismen hedef gösterilen birkaç yabancı firma arasında Türkiye'den Tüpraş da vardı.

Kongre'den pası alan Obama yönetimi, geçen perşembe Dışişleri Müsteşarı James Steinberg'in ağzından cezai müeyyide uygulanacak ilk yabancı şirketi açıkladı. Bu, İran'ın ulusal petrol firmasının İsviçre'deki uzantısı olan Naftiran Intertrade (NICO) firması idi. Amerikalı yetkililer, diğer firmaların durumuna bakmaya devam ettiklerini, amaçlarının cezai müeyyidelere mecbur kalınmadan İran yaptırımlarını ihlal eden türde aktivitelerin durdurulması olduğunu söylüyor. Steinberg, Türkiye'yi ve Tüpraş'ı nazara vermedi. Bu tutum, Amerikan yönetiminin Türkiye'yi açıktan mümkün mertebe karşısına almama stratejisine uygun. Çok mecbur kalmadıkça sopa vurmayacaklar, ama aba altından sopa göstermeye devam edecekler. Bu arada ABD Dışişleri Bakanlığı, Tüpraş'ın kendilerine ağustos ayında İran'a benzin satış kontratlarını iptal ettiği yönünde bildirim yaptığını da açıkladı.

Ankara'nın resmi tutumu, İran'la ticaret yapan şirketlere ya da iş yapan özel Türk bankalarına doğrudan telkinde bulunmama. Karar özel sektöre bırakılıyor. Amerikalılar, Soğuk Savaş mantığı içinde, bunu not ediyor.

Washington, Türkiye'nin İran'dan doğalgaz ithalatından ve bu alışverişin daha da artması ihtimallerinden rahatsız. Ankara'nın İran'dan Batı'ya gelebilecek tehditlere de mukabele etmesi planlanan füze savunma sisteminin bir kısmını Türkiye'ye yerleştirme yönündeki baskılara direnmesi, Washington'daki rahatsızlığı körükleyen diğer önde gelen faktörlerden. Pentagon, NATO'nun kasımdaki Lizbon zirvesinden önce Ankara'nın yeni savunma sistemine yeşil ışık yakmasını arzu ediyor. Kısacası bir ucunda İran'ın bulunduğu meseleler nedeniyle Türkiye'nin sokulduğu çember giderek daraltılıyor.

ABD'nin İran vurgusunu sadece İsrail'in ve dünyadaki bazı Yahudi grupların bastırmasının bir fonksiyonu olarak değerlendirmek eksik bir okuma olur. İran'la nükleer cedelleşmede galibiyet, global nüfuz mücadelesinde başta ABD olmak üzere topyekûn Batı için hem karizmatik hem stratejik açıdan hayati önem taşıyor. ABD satranç tahtasında İran'a şah demek isterken, hamlesinin önünü kapatanlar arasında müttefik saflardaki Türk atı da bulunmakta. Atı oradan çekmek istiyor, at direniyor. Satranç ustası İran, oyunun kendisi açısından çıkmaza girdiğini gördüğü anda mat olmadan bir şekilde geri adım atacaktır. Benim derdim, arada kalan Türk atının başına bir kaza gelmemesi.
This post appeared on the front page as a direct link to the original article with the above link .

Hot this week

Saudi Arabia: Riyadh and Washington … Filling the Vacuum and Lifting Stability

South Africa: How Revoking Naledi Pandor’s US Visa Was Engineered

Germany: This Fake News Could Cost Lives

India: No Nation Deserves Ukraine’s Fate: A War It Cannot Win, a Peace It Cannot Accept

Topics

Nigeria: The Words of the King of Mar-a-Lago

Saudi Arabia: The Deeper Implications of the F-35 Deal

Cuba: Life in Venezuela Has Not Stopped

India: A Tenuous Truce: Can the Updated US-Ukraine Peace Plan Actually End the War?

South Africa: How Revoking Naledi Pandor’s US Visa Was Engineered

Saudi Arabia: A Tale of Two ‘Virtual’ Ceasefires

Palestine: Peace: Rest in Peace

Iraq: The Anxious America: When Fear Becomes a Component of Political Awareness

Related Articles

Turkey: America Is on Pins and Needles: Who Will Win?

Israel: Trump Wants To Sell Warplanes to Turkey and This Is Bad News for Israel

Turkey: Predecessors’ Fate Looms over Trump’s Dangerous Path

Turkey: Rift in the Trans-Atlantic Alliance Is Growing

Turkey: Unreliable Ally: Will NATO Be Dissolved During Trump’s 2nd Term?

1 COMMENT

  1. The chess game in the U.S.–EU–Israel Alliance has one serious anomaly. Israel in the Alliance has become a lame duck. Iran is no less a trouble spot, though its troubles do not concern the above Alliance. First, let us go back to Israel. Israeli founding fathers got woefully mixed up with Israel’s Jewish character. Zionists pretty well know that so long as the Hebrew God prevails in Judaism’s affairs, they had no chance to grab Palestine for a homeland for Jews. So they decided to “get rid “of God first. The founding ceremony witnessed oath-taking, minus God, for an abstract symbol: “Rock of Israel.” Those of the Jews, who know about this blatant blaspheme feel Israel is doomed. There seems now no way to reverse the foundation. So you better read the writing on the wall. Jews know there has been no let in their four thousand years history from the Hebrew God’s iron hand against them. This evil deed even eclipses the Golden Calf. What is more worrisome is that America for its dirty blind backing of Israel in the genocide of Palestinians might be caught in the maelstrom. Now, a word about Iran. He Iranian regime claims direct descent from the Grandson Hussain of the Prophet, But the regime’s conduct appears the opposite of Hussain’s piety and exalted place in Islam. The Iranian Mullahs have cheated in the election of Ahmadinejad and they have suppressed with draconian methods dissent. In this context Israel is not alone. It stands to go down together with Iran.