Turkey and America: Allies Or Enemies?

Published in Hurriyet
(Turkey) on 2 June 2010
by (link to originallink to original)
Translated from by Gokhan Mucahit. Edited by Gheanna Emelia.
It is hard to accept, but after 60 years of a strategic alliance between Turkey and the United States, they are now becoming enemies. The situation shows the shift of Turkey’s foreign and domestic policies and the change of balance in the international system.

Not long ago, a colleague and close friend named Charles Kupchan published a book called “How Enemies Become Friends: The Sources of Stable Peace.” In this book, Kupchan states that in order to fix relations with the enemy, diplomatic dialogue is key. In this case, the relationship between Turkey and the United States would be a perfect example.

Turkey’s response to Israel’s attack on Monday of the flotilla ships that were bringing humanitarian aid to Gaza clearly showed the shift of its foreign politics. The events that took place on Monday should be a wake-up call for America’s foreign policy cabinet. The conservative party still has members that revel in nostalgia for the days when Turkey was dependent on the United States in fear of the Soviet Union. However, it is impossible to maintain that former relationship.

What Happened To The “Ideal Alliance”?

When Obama first came into office, he stated that America was going to form an ideal alliance with Turkey. It’s been over a year and a half since this statement was made and Washington is stuck between reality and its ideal alliance with Ankara. America wants to have a peaceful relationship with Turkey like in the old days, even if that relationship was not 100 percent perfect. Now, Turkey has the world’s 16th largest economy has shown its maturity with its recent steps in diplomacy.

Ankara’s diplomatic stance is best shown with regards to the Middle East. Eight years ago, Turkey was a neutral country that simply observed diplomacy in the Middle East. Now, it is an important diplomatic player in the region. On paper, Ankara and Washington’s goals are the same: peace between Israel and Palestine, a stable government in Iraq, an Iran without nuclear weapons, a stable Afghanistan and Syria having closer relations with the West.

Polar Opposites

When you look at these goals in detail, Ankara's and Washington's positions are polar opposites. For the first time in history, Turkey is showing what side it is on in the Israeli-Palestinian conflict by asking Tel Aviv to get rid of the blockade in Gaza. Also, Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan’s AK party and Hamas are having a warm dialogue. It’s at a point where not only Israel but also other American allies such as Egypt, Saudi Arabia, and Palestine are getting mad.

Even regarding Afghanistan, Turkey’s stance is unpredictable. Turkey has been supporting America since 2001 — recently, Turkey deployed more soldiers to Afghanistan to aide the U.S. — but Turkey strictly refuses to go into combat. Ankara has good relations with its neighbor Syria. Washington later realized that this relationship was advantageous for them as well and began to favor it.

In the long run, Turkey and America may take differing views on Syria. Turkey remained silent when America and Israel blamed Syria for selling Scud rockets to Hezbollah and trained their militants. If Israel attacks Hezbollah again for rockets, Turkey’s stance is unpredictable, as of now. It seems as if Israel is going to attack Hezbollah again soon. In a situation like this, Washington is going to support Israel for defending itself and Ankara is going to do the opposite.

The biggest division between America and Turkey is on the topic of Iran. Before Erdoğan and President of Brazil Luiz Inácio Lula da Silva went to Iran in May, the Obama administration’s message to these two leaders was still being discussed. To this day, Washington still hasn’t given a good explanation.

It’s Not Erdogan, It’s Davutoğlu

It is easy to say that Turkey’s foreign policy is changing due to the religious stance of the government. Erdoğan’s opinion of Israel especially reflects an ideological policy, but it is the Minister of Foreign Affairs, Ahmet Davutoğlu, who is Turkey’s foreign policy architect. He is well educated, calm, very bright and he is not all about Islam. Davutoğlu does not get his ideas from the Quran, but instead sees the events that take place in the south, north, and east of Turkey and uses these opportunities to the country’s benefits.

The Obama administration hasn’t figured out how to deal with the diplomatic changes between Turkey and America. Strategic alliances, ideal alliances, and the importance of strategic alliance talks are not covering the differences. Turkey and the United States are not enemies, but they are quickly becoming rivals. America wants to maintain its power in the area, and Turkey wants to change the rules for its own benefits.

If you look at the past between the two countries, it is hard to believe that Washington and Ankara are going their separate ways. It is not possible to call them “enemy-allies,” but the term “ideal alliance” is an extreme one as well. It is time to figure out the differences.


ABD ve Türkiye: Dost mu düşman mı?



Foreign Policy 02.06.2010







Haberler Anında Cebinizde Hürriyet Mobil


Haberler Anında Bilgisayarınızda Haber Alarmı


Haber Kaçırmaya Son Hürriyet Mind


Sitene Haber Ekle Kazan Bumerang
Kabul etmesi güç ama 60 yıllık stratejik ortaklığın ardından Türkiye ve ABD, özellikle Ortadoğu’da, stratejik rakiplere dönüşüyor. Bu durum Türkiye’nin dış ve iç politikasındaki önemli kaymaların ve uluslararası sistemdeki değişikliklerin mantıklı bir sonucu.

Geçtiğimiz günlerde meslektaşım ve yakın dostum Charles Kupchan, “Düşmanlar nasıl dost olur?” isimli bir kitap yayımladı. Kupchan kitabında düşman ülkeler arasındaki ilişkilerin düzelmesi için diplomatik diyalogun kilit bir araç olduğunu ifade ediyor.

Dostum Charlie belki de yeni kitabında “Dostlar nasıl hem dost hem de düşman olur?” sorusuna yanıt aramak ister. Bu durumda ABD ve Türkiye’nin ilişkilerini bir numaralı örnek olarak kullanabilir.

Kabul etmesi güç ama 60 yıllık stratejik ortaklığın ardından Türkiye ve ABD, özellikle Ortadoğu’da, stratejik rakiplere dönüşüyor. Bu durum Türkiye’nin dış ve iç politikasındaki önemli kaymaların ve uluslararası sistemdeki değişikliklerin mantıklı bir sonucu.

Bu gerçeklik, Pazartesi günü İsrail’in Gazze’ye giden gemilere yaptığı baskının ardından Türkiye’nin gösterdiği tepkiyle daha net ortaya çıktı. Pazartesi günü yaşananlar, ABD’nin dış politika kadroları için bir uyandırma çağrısı olmalı. Muhafazakar Parti’nin içinde hala nostalji etkili ancak ABD’de resmi makamlar Washington ve Ankara’nın güvenliğinin Sovyet tehdidi dolayısıyla birbirine bağlı olduğu günleri arıyor. Ancak bu zamanların ilişkilerine dönmek çok kolay görünmüyor.

"MODEL ORTAKLIK" HEDEFLERİNE NE OLDU?
Obama göreve ilk geldiğinde Türkiye’yle “model ortaklık” kurma hedeflerini açıkça dile getirmişti. Bu açıklamaların üzerinden yaklaşık bir buçuk yıl geçtikten sonra, Washington model ortaklık çabalarıyla Ankara’nın ABD’yi aştığı gerçeği arasında sıkışıp kalmış durumda. Türkiye’yle yeniden güzel günlere dönme arzusu, bu ittifakın altın günleriyle ilgili hatıralardan kaynaklanıyor.

Gerçi o zamanlar bile ilişkiler yüzde 100 mükemmel değildi. Ancak şimdi Türkiye, dünyanın en büyük 16’ncı ekonomisi ve attığı diplomatik adımlarla olgunluğa ermiş durumda.

Ankara’nın tavrını en net ortaya koyduğu yer de Ortadoğu. Türkiye sekiz kısa yıl içinde kenarda durup izleyen bir ülkeden, etkili bir oyuncuya dönüştü. Kağıt üzerimde Washington ve Ankara’nın hedefleri aynı: İsrail ve Filistinliler arasında barış, istikrarlı ve bütünleşmiş bir Irak, nükleer silah sahibi olmayan bir İran, istikrarlı bir Afganistan ve Batı’ya eğilimli bir Suriye.

KUTUPLAR DEĞİŞİYOR
Ancak detaylara inildiğinde bütün bu meselelerde Ankara ve Washington farklı kutuplarda yer alıyor. Tarihte ilk defa Türkiye İsraillilerle Filistinliler arasında tarafını belli edip, Tel Aviv’den Gazze üzerindeki ablukayı kaldırmasını istedi. Dahası Başbakan Erdoğan’ın AK Partisi’yle Hamas arasında da sıcak bir diyalog söz konusu. O kadar ki bu durum sadece İsrail’i değil, ABD’nin bölgedeki diğer müttefikleri Mısır, Suudi Arabistan ve Filistin Yönetimi’ni de kızdırıyor.

Afganistan konusunda bile Türkiye’nin işbirliği şüpheli. 2001’den beri Türkiye ABD’ye destek veriyor, hatta geçtiğimiz günlerde asker sayısını da artırdı ancak askerlerinin savaşa girmesine şiddetle karşı çıkıyor. Ankara güney komşusu Suriye’yle de çok yakın ilişkiler içine girdi. Gerçi sonradan Washington da bu iyi ilişkilerin kendi çıkarına olduğunu kabul edip sürece destek verdi.

Ancak uzun vadede Suriye konusunda Türkiye ve ABD farklı taraflarda yer alabilir. Türkiye ABD’nin ve İsrail’in Suriye’nin Hizbullah’a Scud füzesi sattığı ve Hizbullah militanlarını eğittiği iddiaları konusunda bir hayli sessiz kaldı. Eğer İsrail bu füzelere karşı bir önleyici saldırı düzenlerse Türkiye’nin ne yapacağı belli değil. Ancak her halükarda İsrail’in kuzey sınırında bir çatışma yaşanması muhtemel görünüyor. Böyle bir durumda Washington İsrail’in kendini savunma hakkını desteklerken, Ankara aksini yapacak.

Ancak iki ülke arasındaki en büyük bölünme İran konusunda. Erdoğan ve Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva Mayıs ayında Tahran’a gitmeden önce Obama yönetiminin bu iki lidere nasıl bir mesaj verdiği üzerinde ciddi bir tartışma yaşanıyor. Şu ana kadar Washington tatmin edici bir açıklama yapabilmiş değil.

ERDOĞAN DEĞİL DAVUTOĞLU
Türkiye’nin dış politikadaki değişimini İslamlaşmayla açıklamak kolay. Erdoğan’ın özellikle İsrail konusundaki konuşmalarının ideolojik bir yanı olduğu elbette doğru ancak Türkiye’nin dış politikasının asıl mimarı Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bu yeni uluslararası aktivizmin asıl kaynağı. Eğitimli, sakin mizaçlı ve çok zeki bir insan olan Davutoğlu bir İslamcı değil. Türkiye’nin değişen dünyada oynayabileceği doğru algılayan Davutoğlu’nun düşüncelerini Kur’an değil Türkiye’nin güneyi, doğusu ve batısındaki değişimler belirliyor.

Obama yönetimi henüz yapısal değişikliklerin ABD-Türkiye ilişkilerinde yarattığı değişiklikle nasıl başa çıkabileceğini çözemedi. Stratejik işbirliği, model ortaklık ve stratejik önem konuşmaları değişimin üzerini örtemiyor. Türkiye ve ABD Ortadoğu’da düşman değiller ama hızla iki rakip haline geliyorlar. ABD bölgedeki gücünü korumak isterken, Türkiye oyunun kurallarını kendi çıkarlarına göre yeniden belirlemek istiyor.

İki ülkenin geçmişi düşünüldüğünde Washington ve Ankara’nın arasının açılmasını kabul etmek güç. İki ülkenin “dosdüşman” olduğunu söylemek mümkün değil ancak “model ortaklık” da aşırı bir terim. Bu gerçekliği fark etmenin zamanı geldi.

This post appeared on the front page as a direct link to the original article with the above link .

Hot this week

Austria: Trump Can’t Destroy NATO

Cuba: Economic Coercion and Naval Threat: the Siege on Cuba’s Self-Determination

Saudi Arabia: King’s Visit Takes the Edge off Strained UK-US Relationship

South Korea: Trump’s Move To Cut Troops in Germany Must Not Affect Korean Peninsula

Topics

Cuba: Economic Coercion and Naval Threat: the Siege on Cuba’s Self-Determination

Australia: Trump and Xi’s Beijing Summit Must Confront the AI Cold War

Austria: Putin’s Phony Parade Passes without Incident Thanks to Trump

Saudi Arabia: Iran War: Cup Moving Toward the Lip?

South Africa: UN Security Council’s Veto Powers Bite the US Back

Austria: Trump Punishes Merz but Also Weakens His Own Country

Related Articles

Saudi Arabia: Regional Quartet Offer Trump a Final Off-Ramp

Egypt: Iran under Fire: Strategic Miscalculations and the Uncertain Path of the War

Saudi Arabia: US Shift in Syria Signals New Era in Ties with Turkey

Turkey: America Is on Pins and Needles: Who Will Win?

Israel: Trump Wants To Sell Warplanes to Turkey and This Is Bad News for Israel